ANKARA – 2015’te, İstanbullu birkaç genç Ermeni tiyatrocu tarafından kurulan Hangardz tiyatro topluluğu, dünya prömiyeri Sırbistan’daki Synergy World Theater Festival’de yapılan ilk oyunu ‘Mer Çunetsadzı İrarmov Kıdnenk’in [Bizde Olmayanı Birbirimizde Bulalım] Türkiye prömiyerini 9 Şubat Pazar günü ‘Moda Sahnesi’nde yaptı. Grup, 12 Şubat’ta da ‘Yapı Kredi Bomontiada’da performans sahneleyecek. Batı Ermenicesi, UNESCO’nun yok olmaya yüz tutmuş diller listesinde bulunuyor.

Metni, 1905’te henüz 17 yaşındayken veremden hayatını kaybeden şair Heranuş Arşagyan’ın Batı Ermenicesinde yazdığı şiir ve mektupları bir araya getirilerek oluşturulan ‘Mer Çunetsadzı İrarmov Kıdnenk’, İstanbul’da 50 yıldır, dernek tiyatroları dışında sahnelenecek ilk Ermenice tiyatro oyunu olma özelliği taşıyor.

“Mer Çunetsadzı İrarmov Kıdnenk – Bizde Olmayanı, Birbirimizde Bulalım” Heranuş Arşagyan’ın hastalığı boyunca biriktirdiği dizelerden ve “sahip olamadıklarını birlikte aradığı” mektup arkadaşı ve akrabası Hrant Nazaryants’a teselli bulmak için yazdığı satırlardan derlendi. Heranuş’un ölümünden 5 yıl sonra Hrant Nazaryants tarafından yayınlanan ve “unutulmuşluğun kucağından” kurtarılan bu satırları şairin yaşamından hareketle sahneleyen “Hangardz”, zamana emanet edilen bu yarım kalan hikayeyi seyirciyle tamamlamayı amaçlıyor.

“ÇOK BÜYÜK, ZAMANSAL BOŞLUKLAR OLUŞTU…”

Geçtiğimiz günlerde Agos gazetesine röportaj veren Hangardz’ın kurucularından Lara Narin ve Yeğya Akgün, Türkiye’ye tiyatroyu ilk getirenlerin Ermeni olduğuna dikkat çekerek, dernek ve okul tiyatroları dışında Batı Ermenicesi’nde oyun sahnelemenin önemine dikkat çekmişti. Yeğya Akgün, şunları söylemişti: “Tiyatroyu bu topraklara getirmiş, Fasulyeciyan, Güllü Agop, Mnakyan gibi büyük ustalarımızın yarattıkları şeyin sekteye uğratılmasıyla, çok büyük zamansal boşluklar oluştu. Bu boşlukları bir şekilde dernek tiyatrolarıyla, okul tiyatrolarıyla doldurmaya çalışsak da hiçbir zaman büyük topluma ‘Bakın, biz buradayız ve kendi dilimizde üretim yapabiliyoruz’ diyemedik. Bunun için profesyonel bir altyapıya, bu meslekle uğraşan, bu işe kafa yoran insanlara ihtiyacımız var. Batı Ermenicesi zaten kaybolmaya yüz tutmuş bir dil. Sonuçta bu dilde konuşulan bir devlet yok. Biz, kendi dilimizde kaybolmaya başladığımız bir dönemdeyiz. Biz, yeni neslin Ermeniceyi kullanmadığı bir dönemde, tiyatroyla birlikte o kültüre, o yola bağlanabilme şansı yakaladık. Beslendiğimiz şey, tarihimiz. Geçmişte az önce saydığım ustalarımız, çok daha zor şartlarda tiyatro yapıyorlardı. Sansür vardı, baskıcı rejim vardı… ‘Onlar bunu yapabildiyse, biz de Batı Ermenicesiyle üretimde bulunabiliriz’ diye düşündük. Büyük topluma, kendi dilimizde tiyatro yaptığımız, yapmaya devam edeceğimiz mesajını vermek istiyoruz.”