2002-2006 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yapan Hilmi Özkök, görev yaptığı sürede Türk Silahlı Kuvvetleri içinde “cemaatçileri temizlemediği” eleştirilerine cevap verdi. Özkök, “Önceleri ‘Varsın desinler, gönülleri hoş olsun’ dedimse de bunların yoğunluğu o kadar arttı ki eşim, çocuklarım, torunlarım ve sevenlerim acı çeker oldu” ifadesini kullandı.

Sözcü gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’e konuşan eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök pek çok konuya yanıt verdi. Söyleşiyi aktaran Saygı Öztürk, yazısına “24. Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, emekliye ayrıldıktan sonra, kendisiyle röportaj yapmak isteyenlere, ‘Son kullanma tarihimi tamamladım’ diyor ve konuşmuyordu. Kendisini aradığımda aynı sözü hatırlattı, ancak bazı sorularıma cevap vereceğini ve bunu da ilk kez yapacağını söyledi” diye başladı.

Haberine “Konuşmayı kayda alacağımı söylediğimde, ‘Rahatlıkla alabilirsiniz. Ben her zaman söylediklerimin arkasında durmuşumdur’ dedi. “Tam emekli olup köşeme çekilip dinlenmeye hazırlanmıştım ki ne göreyim; yaptığım, yapmadığım, yapamadığım her şey için lehte, aleyhte gündemde kalmaya mahkûm olmuşum” diyen Özkök’ün verdiği yanıtlar şöyle:

“EŞİM, ÇOCUKLARIM, TORUNLARIM ACI ÇEKER OLDU”

“Bu süreçte beni en çok inciten; askeri kanunları, komuta kontrol ilişkilerini ve karargâhlardaki hiyerarşik yapı ile çalışma usullerini bilmeyen bazı genç medya mensuplarının, sosyal medya kullanıcılarının haksız ve saygı hudutları dışına çıkan suçlamaları oldu.

Önceleri ‘Varsın desinler, gönülleri hoş olsun’ dedimse de bunların yoğunluğu o kadar arttı ki eşim, çocuklarım, torunlarım ve sevenlerim acı çeker oldu. Basına saygım ve şahsi prensiplerim gereği hiçbir basın mensubu hakkında ne tazminat ne de ceza davası açtım. Bu tutumum maalesef bazılarını cesaretlendirdi.”

“BENİ YIPRAKTAM İSTİYORLAR”

Özkök’e, Fethullah Gülen’in kendisi hakkında söylediği öne sürülen sözler hatırlatıldığında şunları söyledi:

“Bir yazar sözüm ona Fetullah’a ‘Ordunun tavrı ne zaman değişir, ne zaman demokratikleşir?’ diye sormuş, Gülen de ‘Eğer Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanı olursa’ cevabını vermiş. Soruyu sorduğu iddia edilen yazar bu iddiayı 26 Şubat 2005’te yazısında yalanlamıştı. Ancak bu iddia birileri tarafından gerçekmiş gibi gündeme oturtuldu. Soran başka, cevaplayan başka, aleyhinde yorumlanan ben Hilmi Özkök!

Amaçları, hükümetle kavga etmediğim için, benimle kavga eden birilerinin beni irticacı, Fetullah’a yakın göstererek etkisizleştirmek, yıpratmak istemeleridir. Benim Fetullah veya Fetullahçılar için söylediğim, onları metheden bir laf bulamazlar.

Yurt dışı gezilerimde okullarından hiçbirini ziyaret etmedim. Fetullahçı olduğunu bildiğim hiçbiriyle konuşmadım. Ne bankalarına para yatırdım ne de gazetelerini okudum. Bu konularda bir yanlışım olsaydı bazılarının neler yapacağını tahmin edebilirsiniz.”

“MGK’DA KONUŞMA YAPTIM DİYE KENDİMİ SAVUNMADIM”

“2004 Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, o günkü adıyla ‘Gülen Cemaati’nin’ tehlike ve ulaştığı imkân, kabiliyetleri ve alınması gereken tedbirler konusunda TSK adına ve şahsen onayladığım değerlendirme konuşmasıdır. Bu konuşma Fetullah yapılanması hakkında MGK kayıtlarında yer alan resmiyet kazanmış görüşlerimdir. Bana Fetullahçılara yakın diye iftira edenlerinki gibi safsata değildir.

Bana bu yönde atılan iftiralara karşı ben ‘MGK’da bu konuşmayı yaptım’ diye kendimi savunmadım ve bu acılara ailece katlanma sabrını gösterdim. MGK konuşmaları gizlidir, açıklanamaz. Daha sonra bu konuşmam her nasılsa önce Taraf gazetesinde yayımlandı, sonra Milliyet gazetesinin bir saygın yazarının makalesinde, son olarak da bir siyasi partinin (CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu) sayın Başkanı’nın kürsü konuşmasında aleniyet kazandı.
TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’ndaki ifadem sırasında bir milletvekili MGK’da bu konuşmayı yapıp yapmadığımı sordu. Konu aleniyet kazandığı ve bir milletvekili tarafından TBMM’de sorulduğu için ‘Evet’ cevabını verdim. Malum olduğu üzere MGK kararları hükümete tavsiye niteliğindedir. Bunları uygulayıp uygulamama hükümetin takdiridir. Bunun sonuçlarının izlenmesi benim görevim ve yetkim değildir.”

“KANUNUN SUÇ SAYMADIĞI KONUDA AĞIR CEZA VERİLEBİLİR Mİ?”

“Evet, bana diğer bir yanlış yüklenme de görevim sırasında Fetullahçıları ordudan atıp atmadığımdır. Aslında diğer bazı komutanlara da aynı konuda sorular yöneltiliyor. 2002-2006 yıllarında o zamanki adıyla ‘Cemaat’ olan Fetullahçılık, kanunen bir suç değildi. Kanunun suç saymadığı bir konumda olan kişiye ‘Ordudan atmak’ gibi ağır bir ceza verilebilir mi?

Ancak, biz İstihbarat organlarının (MİT ve Emniyet İstihbarat birimleri) bu gibi yapılara veya düşünce sistemlerine bulaşanları bize bildirdiğinde veya biz böyle bir duruma vakıf olduğumuzda bu kişilerin hem askeri hem de irticai örgüt bağlantılarından emir aldıklarını değerlendirerek ‘disiplinsizliklerine’ kanaat getirdik. Bu nedenden dolayı Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla ordudan ihraç etmekteydik.”

“HİÇBİR ZAMAN S HARFİ GİBİ OLMADIM”

“Anayasa gereği YAŞ kararları yargı denetimi dışında tutulduğundan, ihraç edilenler yargıya başvuramıyorlar düşüncesiyle o zaman YAŞ üyesi Başbakan ve Milli Savunma Bakanı kararlara şerh koyuyorlardı. Umarım şimdilerde ‘Fetullahçılar niye atılmıyordu’ diyenler bu açıklamalarımı düşünürler.
Eylemler, vuku buldukları zaman ve koşullar içinde değerlendirilmeli. Benim FETÖ’nün evveli ve sonrasıyla hiçbir ilişkim olmadı. “I” harfi gibi çizgisi belli biriyim. Hayatımda hiçbir zaman “S” harfi gibi olmadım. Hiçbir işimi birileri beni beğensin diye değil, görevim olduğu için yaptım.”

“ELİMİZDEN GELDİĞİ KADAR SİVRİSİNEKLERİ BERTARAF ETTİK”

“Zararlılar ünlü söylemde belirtildiği üzere ‘bataklıktaki sivrisinekler’ gibidir. Bataklık kurutulmadıkça yok edilemezler. Şimdi bazıları TSK’yı ‘Niçin atmadınız, ne yaptınız?’ diye sorguya çekiyor. Biz elimizden geldiği kadar sivri sinekleri bertaraf ettik. Ancak uzun yıllardır var olan bu bataklığı biz kurutamadık.
Bana, “TSK’da bu kadar çok Fetullahçı olduğunu, bunların 15 Temmuz hain darbe girişiminde bulunabileceğini bekliyor muydunuz?” diye soruyorsunuz. Ben 2002-2006 dönemini ve birkaç yıl öncesini değerlendirebilirim. Kuvvet Komutanlıkları ve Genelkurmay Başkanlığı’nın irticai örgütlerle ilgili istihbarat yetki, sorumluluk ve teşkilatı yoktu. TSK istihbarat birimleri sadece savaş istihbaratı konularında faaliyet gösterir.”

“BİLGİLER MİT’TEN GELİYORDU”

“Bu konular, özellikle irticai faaliyetlerdeki bilgiler, bize MİT tarafından iletilirdi. Emniyet teşkilatının edindiği bilgiler de MİT vasıtasıyla ulaştırılırdı. Bunlar her kademede dikkatle değerlendirilir, eksik bilgiler varsa tamamlanır ve irticai faaliyetlere katıldığı kesinlik kazananların durumu kış aylarında toplanan YAŞ’a getirilirdi.
Orgeneraller, başbakan ve MSB’nin de katılımıyla oluşan YAŞ bu kişiler hakkında karar verirdi. Sayısını tam olarak bilmemekle birlikte çok sayıda askeri şahsa bu uygulama yapıldı. YAŞ kararlarına şerh konulması bu kişilerin ordudan uzaklaştırılmasına mani olmadı.”

“DARBE GİRİŞİMİNİN BAŞARILI OLMAYACAĞINI HEMEN DEĞERLENDİRDİM”

“Şu bir gerçek ki TSK, Fetullahçı hareketi, değişen derecelerde de olsa, daima tehdit değerlendirmelerine dahil etmiştir. İmkân, kabiliyetlerini artırdıklarını MGK’da gündeme getirmiştir. Ancak kendilerini çok iyi sakladıklarını bildiğimiz bu kişilerin bu kadar çok olduklarını benim dönemimde tam olarak değerlendirebildiğimizi düşünmüyorum.
Darbe girişimini yapabilecek seviyeye geldikleri benim komutanlık dönemimde değerlendirilmedi. Bunların kendilerini darbe yapabilecek seviyede görmelerini emeklilik dönemimde, bilgi noksanlığımın da etkisiyle, doğal olarak algılamış değilim. Fakat darbe girişimine kalkıştıklarında bunun başarılı olamayacağını hemen değerlendirdim.”

“MAHKEME BENİ ISRARLA İFADEYE ÇAĞIRMIYORDU”

“Balyoz davasında tanıklığa çağrılmamam konusu da tartışılıyor. Emekli olalı hemen hemen 14 yıl oldu. ‘Balyoz’ davasında tanıklık yapmamışım diye önüne gelen hâlâ bana taş atıyor, suçlanıyorum. Ben çağrı üzerine Ergenekon davası için soruşturma yapan savcılara İzmir Adliye Sarayı’nda tanık olarak yedi sayfa ifade verdim. İki defa çağrı üzerine İstanbul Adliyesi’nde Ergenekon davasına bakan mahkemede tanık olarak ifade verdim.

İstanbul Adliyesi’nde Ergenekon davasına bakan mahkemedeki ifadem sırasında bir avukat, Balyoz davasıyla ilgili bir soru sormak istedi. Çünkü Balyoz davasına bakan mahkeme, arkadaşlarımın ısrarlı başvurularına rağmen beni ifadeye çağırmıyordu. Hakim, bu sorunun davayla ilgili olmadığını, şayet istersem bu soruya cevap verebileceğimi söyledi ve ben Balyoz davası konusundaki malûm, olumlu ve doğru ifadeyi verdim. Bu ifadem sonradan resmen Balyoz davasının yürütüldüğü mahkemeye gönderildi. Beni ısrarla tanık olarak davet etmeyen bu mahkemeye nasıl ‘sanık tanığı’ olarak gidebilirdim? Bilindiği üzere böyle gidenleri Balyoz mahkemesi dinlemedi.”